Bir Can'a Dokunmak
Neler Konuştuk? İrfan Erdoğan ile uzun bir süreye yayılan ve elinizdeki kitapta bir araya gelen sohbetlerimizin kavramsal içeriklerini son bir kez gözden geçirerek kitabın bir kuş bakışı manzarasını ortaya koymak istiyorum. Bu yazdığım bölüm, İrfan Hoca tarafından okunmuş ve onaylanmıştır. Bu kitabı, eğitim sisteminin en önemli ve vazgeçilmez öğesinin Öğretmen olduğunu Bence de! ✨ söylemek için hazırladık.
Peki, neden bunu söylemek, altını çizmek istedik? Çünkü bir süredir öğretmenin göz ardı edilmeye başlandığını; eğitim araçları, müfredat, eğitim teknolojileri, sınıf düzenlemeleri, yönetim tarzları gibi unsurlarla daha fazla önem verildiğini ve bu şekilde öğretmenin eğitimdeki yerinin ve rolünün gölgelendiğini düşünüyoruz. (Maalesef)
İşte bu kitapta, İrfan Erdoğan ile birlikte, öğretmen olmayı anlamlandırmak ve öğretmen olmaya katkı sağlamak istedik. Bunu da, “yapmak” ve “olmak” kavramları arasındaki ayırımın altını çizerek gerçekleştirmeye çalıştık. Bu nedenle, ilk sohbetlerimizde “öğretmen olmak” ile “öğretmenlik yapmak” arasındaki farkları gözden geçirdik. Bu farkları aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz: ➔ Olmak mı Yapmak mı?
Öğretmenlik yapan için her şeyden önemlisi mevzuattır; öğretmen olan için ise öğrenci.
Öğretmenlik yapanın sorumluluğu yasalar ve programlarla sınırlıdır; öğretmen olan ise yasalar ve programların ötesinde zaman ve mekânı aşan vicdanıyla da sorumluluk duyar. Vicdan!
Öğretmenlik yapan, “şimdi” ve “burada” ile sınırlı bir bilince sahiptir; öğretmen olan ise sınıfa girerken o ânın açtığı kapının arkasında yılların, on yılların, hatta çağların etkilenme potansiyelinin bilincindedir.
Öğretmenlik yapan “yüz” merkezlidir; öğretmen olan ise “can” merkezlidir.
Öğretmenlik yapan, verilen hedefler çerçevesinde öğrenciyi kalıplamak ister; öğretmen olan ise öğrencinin var olan potansiyelini geliştirmek ister.
Öğretmenlik yapan, her koşulda şikâyet edecek bir şeyler bulur, öğretmen olan ise her koşulda şükredecek bir şeyler bulur.
Eğitime ayrılan kaynakların artırılması, müfredatların ve ders kitaplarının değiştirilmesi, yeni okulların ve dersliklerin yapılması, teknolojik donanımın iyileştirilmesi... Bize göre bunlardan hiçbiri, eğitim sisteminin kaderini etkilemede “öğretmen olan” öğretmenler kadar etkili değildir.
Öğretmenliğin yaşamda ne denli yaygın bir işlevselliğe sahip olduğu konusunda da konuştuk. Anne ve babalar, isteseler de istemeseler de doğal birer öğretmendirler; işyerlerinde yöneticiler, siyasi liderler aynı zamanda birer öğretmendirler, dedik.
Ardından, eğitimde çerçevenin, kendi içinde yer alan tüm unsur ve faaliyetlere anlam veren, bunları birbiriyle ilişkilendirip bir bütün haline getiren bir düşünsel sistem, bir büyük resim oluşturduğunu örnekleriyle anlatmaya çalıştık. Böyle bir çerçeve yoksa, eğitim faaliyetlerinin bölük pörçük, birbirinden kopuk ve etkisiz olacağını söyledik. Türkiye’nin ulusal bir eğitim çerçevesine ihtiyaç duyduğunu defalarca vurguladık. Eğitim çerçevesinin oluşturulmasının, bir grup düşünür ve bilim insanının sürekli etkileşimiyle mümkün olabileceğine dikkat çektik. (Makale konusu olabilir 📝)
“Çevre ve Topluluk” başlıklı sohbette, toplumumuzda eğitim çevresinin doğası ve yeterliliği üzerinde durduk. Halen, İstanbul Üniversitesi Hasan Âli Yücel Eğitim Fakültesi’nde öğretim üyesi olan İrfan Erdoğan’ın bu konuda dile getirdiği hususların üzerinde önemle durulması gerektiği kanısındayım.
Türkiye’de, bizim tartıştığımız bağlamda bir “eğitim çevresi”nin eksikliği devam ettiği sürece, eğitim çerçevesi sorunu da çözülemez. Eğitim çerçevesi sorunu devam ettiği sürece eğitim sistemi de, herhangi bir dönemin siyasi iktidarının ideolojisi, politik çıkarı, keyfi, isteği içinde anlamlandırılıp biçimlendirilecektir; ta ki her şeyi sil baştan değiştirecek bir başka iktidar gelinceye kadar. Özetle, düşünsel yönden güçlü, felsefi ve bilimsel temelleri sağlam, uygar bir dünyanın içinde yer aldığının bilincinde insanlardan kurulu bir eğitim düşünürleri kadrosu, bir eğitim çevresi, Türkiye’nin en hayati ihtiyaçlarından biridir. Bu kitap, işte bu eksikliğin altını çizerek belki de Türk eğitim tarihinde önemli bir misyonu yerine getirmektedir.
“Ev, Aile, Mahalle” başlıklı sohbetimizde, İhsan Öğretmen adında kurgusal bir karakterden söz ettik. İhsan Öğretmen, aile yaşamında sınırların ve sorumlulukların bilincinde olan biri; onun okuluyla, mesleğiyle, eşiyle, çocuklarıyla, mahallesiyle ilişkileri bir çerçeve içine oturmuş ve anlamlı bir bütün oluşturuyor. İhsan Öğretmen örneği üzerinden, bilinçli bir öğretmenin değerlerini günlük yaşamına nasıl yansıttığını sergilemeye çalıştık.
Sohbetlerimiz ilerledikçe, ilk başlarda yaptığımız makro düzey gözlemlerden daha mikro alanlara geçme niyetiyle, iletişim ve ilişkiler konusunu tartıştık. Öğretmenlik yapanla öğretmen olan arasındaki ayırt edici farkı tanımladık: Öğretmen olan, öğrencisiyle can cana ilişkiye önem veriyor; gerçek bir eğitim sürecinin, ancak can cana ilişki kurulduktan sonra başlayacağına inanıyor. Öğretmenlik yapan ise, ya umursamadığı için ya da bilmediği için sadece “yüz”de kalıyor ve eğitimci olarak etkili olamıyor. Ne demek “yüz”de kalmak? Şu demek: Öğretmenlik bir roldür, öğrencilik bir roldür, can cana iletişim ve ilişki yoktur. Bu roller içinde öğrenci, önceden belirlenmiş bir “yüz”e kalıplanmak istenir.
Öğretmen olan, kendini ve yaşamı ciddiye alarak öğrenme sürecinin içine girince, yaşamın dört ana alanıyla karşılaşır: varoluş, bilgi, eylem ve estetik. Sekizinci sohbetimizde, bu alanların her birini tanımladık ve yaşamdaki yerlerine işaret ettik. Öğrenmenin temeli!
“Tanık Olmak” başlığı altında, “denge”yi tartıştık. Yaşamın dört alanından herhangi birine aşırı yüklenip bu alanlar arasında dengeyi kaybedersek ne gibi zararlara yol açabileceğimizi gözden geçirdik. Aynı şeyin, öğretmenlik ve eğitim sistemi için de geçerli olduğunu; ileride bir gün şekillenebilecek bir Türk eğitim çevresinin, yeni bir eğitim sistemi geliştirirken yaşamın bu dört alanını ve aralarındaki dengeyi bilmesinin hayati bir önem taşıyacağını vurguladık.
İnsan ilişkilerinde tanıklıktan söz ettiğimiz sohbette, benim şahit olduğum bir anekdotun kahramanı olan Küçük Hakan’ın, babasına büyük bir geminin geçtiğini göstermek için nasıl çırpındığını anlattık. Hepimizin yaşamında çeşit çeşit tanıklıklar vardır; hepimiz, farkında olarak ya da olmayarak başka insanlara tanıklık yaparız. Bir öğrenci için öğretmenin tanıklığı önemlidir ve güçlüdür. Öğretmen olan, tanıklığının gücünün farkındadır.
Öğretmen olmak için “kendinden hareket etmek” ne demektir? Daha önce bu kavram üzerinde düşünmemiştim. Zevk aldığım bir sohbetle, kendinden hareket etmenin öğretmen için ne kadar zenginleştirici ve özgürleştirici olabileceğini keşfettim. Toplumumuzun her yöresinin zengin bir yaşamsal deneyim alanı vardır ve her ne kadar farkında olmasa da öğretmen, kaynağını kendi çocukluğundan, gençliğinden, ailesinden, komşusundan, mahallesinden alan bu zenginliklerle donanmıştır. Kendinden hareket eden öğretmeni irdelediğimiz sohbette, öğretmenin bu zenginliklerin farkına varma ve eğitim amaçlı kullanma bilincine ulaşması hakkında konuştuk, örnekler verdik. Köklerinden beslenmek... 🌳
Kendinden hareket eden öğretmenin, bir bilim insanının düşünsel yaklaşımı ve tutumu içinde olduğu zaman etkili olabileceğini konuştuk. Yani her kendinden hareket eden kişi, etkili bir öğretmen olamıyor; iç dünyasını ve dış dünyasını gözlemleyen, verilere saygılı sistemler oluşturan, hipotezler kuran ve bu hipotezleri gözlemleriyle test eden, deneyen bir bakış tarzının önemini vurguladık.
Öğretmenin yaşayan değerlerini konuştuğumuz sohbette, önce değerin tanımını yaptık ve değerler; duygu, düşünce ve davranış seçimlerimizin altında yatan “inançlar”dır dedik. Değerlerin hayatımızdaki yerini gösterdikten sonra, öğretmenin temel değerlerini belirttik:
Öğretmenlik yapan ile öğretmen olan bir kimse arasındaki en belirgin fark, derse hazırlanırken kendini gösterir. “Öğretmenin Hazırlığı ve Gelişmesi”ni ele aldığımız sohbette, öğretmen olan kişinin derse hazırlanırken nelere dikkat ettiğini, nelerin farkında olarak derse hazırlandığını irdeledik. Kendisini, sahip olduğu bilgileri öğrencisine aktaracak kişi olarak gören öğretmenin, dersine hazırlanmayı pek aklına getirmeyeceğini, öğretmenliği her anlamda bir öğrenme ve keşfetme yolculuğu olarak gören öğretmeninse, ister mesleğe henüz başlamış, isterse yıllarını vermiş olsun, sunacağı derse muhakkak hazırlanacağını belirttik. Öğretmen, her şeyden önce, anlatacağı konunun seviyesiyle öğrencilerinin seviyesi arasında uyumlu bir ilişki düşünür. Zümrede konuşulacak! ☕
Şevkini dersin içine yayar. Öğretmen, öğrencilerin yaşamlarını zenginleştirmeye ve onları güçlü kılarak yaşama hazırlamaya çalışır. Ne, niçin, nasıl sorularının cevaplarını arayarak dersini stratejik olarak planlar. Bütün bunların üstünde hazırlık, öğretmen için bir amaç değil, araçtır. Dersi, sınıftaki sosyopsikolojik dinamikler içinde işler.
Dört grup gereksinme nedir ve insan yaşamında karşılığını nasıl bulur? Bu soruyu ele aldığımız bölümde, önce insanın gereksinmelerini tanımladık ve öğretmenin tüm bu gereksinmeleri bilinçli bir denge içinde tanıyıp karşılamasının, onun bireysel ve mesleki hayatında “biz bilinci”ne sahip olmasını mümkün kıldığını belirttik.
Bir filozof olarak öğretmen konusunu irdelediğimiz sohbette; düşünen, soru soran, olayları irdeleyen öğretmenin, öğrencisinin düşünmesini, soru sormasını, olayları irdelemesini destekleyeceğini belirttik. Bunun için, adından başlamak üzere verdiği dersin içeriğini çeşitli tanımlamalar yaparak sorgular, derste hedeflenen kazanımları ve bilgileri, “Doğru nedir, yanlış nedir?” gibi sorularla irdeler; sınıf içi etkileşimleri, “İyi nedir, kötü nedir?” gibi sorularla değerlendirir. Bunun, filozof öğretmenin altından kalkabileceği bir iş olduğunu belirtip, başka pek çok meslek için elzem olmasa da öğretmenliğin temelinde filozof olmak yatar, dedik.
Sınıf, eğitim sürecinin en fazla somutlaştığı yerdir. Öğretmenin sınıfa girmesiyle nasıl bir süreç başlar? Öğretmen nelerin farkındadır? Sınıfa girer girmez yaptığı veya yapmadığı, söylediği veya söylemediği her şeyin bir anlamı olduğunu bilir. Çünkü öğretmenin duruşu, görünüşü, giyim tarzı, jestleri, yüz ifadesi, ses tonu, konuşma tarzı... Öğrenciler için bunların tümü belli bir anlama denk düşer. Öğretmen, girdiği sınıfın sosyal yapısının da farkındadır. Sınıfın sosyal yapısının görünen tarafının yanı sıra, bir de örtük bir ilişkiler ağından oluşan ve görünmeyen bir tarafı vardır. Öğretmen, her ikisini de bilir.
Öğretmen, sınıfındaki her öğrencinin kendini değerli ve muktedir hissetmesini amaçlar; tüm öğrencilerinin farklı zamanlarda, farklı konularda başarıyı tatmasına olanak sağlar. İlk adım olarak, her bir öğrencinin adını öğrenir ve her öğrenciye adıyla hitap eder. Öğretmen, öğrencilerin sadece dersten derse okulda karşılaştıkları biri değil, onların saygın, onurlu bireyler olarak yetişmelerine baş koymuş yaşam koçudur.
Öğretmenler odasındaki etkileşimleri ele aldığımız sohbette, okulun kültürünü yansıttığını vurguladığımız öğretmenler odasının, aynı zamanda okuldaki kültürün oluşmasına ve değişmesine de hizmet ettiğini söyledik. Elbette bu oluşum ve değişim iyi yönde olabileceği gibi kötü yönde de olabilir. Bir okulun kültürel değerlerinin neler olduğu ve bu değerlerin gerçekten yaşayıp yaşamadığı, öğretmenler odasındaki etkileşimlerden anlaşılabilir: Dedikodu, şikâyet etme, ötekileştirmeye rastlanabileceği gibi, geliştirici sohbetlere ve samimi dostluklara da rastlanabilir. Bu sohbet sırasında İrfan Hoca, her branş öğretmenin kendi dersliğine sahip olmasının yararlarını dile getirdi ve öğretmenlerimizi bu konuda girişimci olmaya çağırdı.
Bir sohbetimizi de tanıklık kavramına ayırdık. Bu sohbette yer verdiğimiz kısa öyküde, bir öğrencinin yaşadığı sorun karşısında takındıkları tutuma bağlı olarak birbirinden farklı üç öğretmen karakterini ayırt ettik ve bunları bir tabloda gösterdik. Korku kültürünü ve ilgisiz tavrı temsil eden iki öğretmenin antitezi olarak, sevgi-saygı kültürü içinde tanıklık yapan bir öğretmeni betimledik. Umuyoruz ki bu kitabı okuyan her öğretmen, geçmişte öğrencisi olduğu kendi öğretmenlerini hatırlayarak sevgi-saygı kültürünü taşıyan öğretmen ile diğerleri arasındaki farkı daha net bir şekilde görür. Sevgi-saygı kültürü içinde tanıklık yapan öğretmen, öğrencisinin aklının ve ruhunun gelişmesini güçlü bir şekilde etkiler.
Kendinden hareket eden öğretmen kavramını ele aldığımız son sohbetlerimizden birinde, İrfan Hoca şöyle bir vizyonu dile getirdi: “Öğretmenlerin ismiyle hitap ettikleri öğrenci sayısını bilmiyoruz ama diyelim ki on milyon öğrencinin ismi öğretmenleri tarafından biliniyor. Önümüzdeki yılın sonunda bu sayıyı on beş milyona ulaştırmış olsak, eğitim sistemimiz hızla canlanıp ruh kazanır diye tahmin ediyorum. Bu denli basit ve maliyetsiz bir hamlenin, bize ne getireceğinden emin olunmadan milyarlar harcanarak uygulanan projelerden çok daha olumlu bir değişiklik yaratacağına eminim.” Müthiş bir vizyon!
Sohbet dizimizin sonuncusunda ise öğretmen için özgürlüğün ne anlama geldiğini ele aldık. İrfan Hoca, öğretmenlerin özgürlüğü konusunda sıra dışı bir yaklaşım geliştirdi ve içinden geçtiğimiz süreçte öğretmenliğin haddinden fazla tarif edilmeye başlandığını, öğretmenlere katkı sağlayacağı düşüncesiyle geliştirilen önerilerin ve yöntemlerin, aslında öğretmenleri kalıpladığını ifade ederek bunun, öğretmenler açısından gerçek bir özgürlük sorunu doğurduğuna dikkat çekti.
Van depreminde yitirdiğimiz genç öğretmenlerin, yüreklerimize dokunan anılarıyla başladığımız bu uzun soluklu sohbet boyunca, bir cana dokunmanın anlamını aradık. Dileriz, bunu başarmış ve öğretmen olmaya dair geliştirdiğimiz bakış açısıyla sizleri de bu yolda cesaretlendirmişizdir.
Elinizdeki kitapta bir araya getirdiğimiz her bir sohbeti, ülkemizin tarihine adını altın harflerle kazımış bir eğitimciye adadık. Bu kitabı okumaya zaman ayırıp emek veren okurların, bütün bu kıymetli insanların kim olduklarını, neler yaptıklarını araştırmaya da zaman ayıracaklarını ümit ediyoruz. Okundu. Çok etkileyiciydi ama sahanın gerçekleri açısından eleştirilebilir yönleri de var... 🖋️
Okuduğun metne göre aşağıdaki ifadeleri değerlendir!
Eksik kelimeyi tahmin et, doğru cevabı görmek için kutuya tıkla!
Sınıftaki pratik uygulamalar üzerinden öğretmenin yaklaşımını belirle!
Vaka 1:
Ayşe Öğretmen sınıfa girdiğinde doğrudan yoklama alır ve "Sayfa 45'i açın" diyerek derse başlar. Öğrencilerin yüzündeki yorgunluğu veya hüznü fark etmez. Zil çaldığında hızla sınıfı terk eder.
Metne göre Ayşe Öğretmen'in yaklaşımı hangisidir?
Vaka 2:
Burak Öğretmen, derse başlamadan önce arka sırada dalgın oturan Ali'nin yanına gider. Onunla göz teması kurup adıyla hitap ederek kısa ve samimi bir hal hatır sorar, derse ondan sonra başlar.
Metne göre Burak Öğretmen'in yaklaşımı hangisidir?
Aşağıdaki tanıma en uygun kavramı butonlardan hızlıca seç!
"Öğretmenin sınıf içinde doğruyu ve yanlışı sorgulatıp, öğrencinin düşünme becerisini geliştirdiği kimliktir."
"Öğretmenliğin sadece bir görev değil, vicdani ve zamanı aşan bir sorumluluk olarak kabul edildiği bilinç düzeyi."
Bir kitabı okumak yetmez.
Aşağıdaki 10 alternatif bakış açısını oku ve kararını ver.
Baba o an çok ciddi veya sadece yetişkinleri ilgilendiren özel bir mesele konuşuyor olabilir. Çocuğun her çağrısına anında dönmek ve sohbeti bölmek, diğer muhataba saygısızlık olmaz mı? Belki baba diğer zamanlarda çocuğun sorularına cevap veriyordur; tek bir "an", ebeveynlik tutumunu tanımlamak için yeterli midir?
Metin çok idealist olsa da, Türkiye gerçeğinde LGS ve YKS gibi devasa merkezi sınavlar vardır. Öğretmenin, çocukların hayatını doğrudan etkileyecek olan "müfredatı tam bitirme" çabası neden basit bir "mevzuatçılık" olarak küçümsenmektedir? Bu da vicdani bir sorumluluk değil midir?
Bu beklenti bir sınıf öğretmeni için mümkün olabilir. Ancak haftada sadece 2 saat derse giren ve toplamda 500-600 öğrenci okutan bir branş öğretmeni bu kadar kalabalıkla nasıl "can cana" ilişkiler kurabilir? Sistemsel sınırlar öğretmeni mecburen "yüz merkezli" olmaya itiyor olamaz mı?
Bir kurumu ayakta tutan şey kurallar ve sınırlardır. Bazen sadece işini doğru ve düzgün "yapan", profesyonel mesafesini koruyan bir öğretmen, karmaşayı önler. Profesyonel mesafe, neden kalıplamak veya umursamamak olarak algılanıyor?
Bu kadar kültürel, sosyolojik ve coğrafi farklılık barındıran bir ülkede tek ve devasa bir "felsefi çerçeve" belirlemek, aslında öğrencileri metnin eleştirdiği o "kalıplamaya" sokmaz mı? Esneklik ve çok seslilik, büyük resimlerden daha değerli olamaz mı?
Öğretmenler de insandır ve hata yaparlar. Ailevi veya psikolojik sorunlar yaşayabilirler. İhsan Öğretmen gibi "kusursuz dengeli" bir profil çizmek, gerçek öğretmenler üzerinde büyük bir baskı ve sonunda mesleki tükenmişlik yaratmaz mı?
Atanamama kaygısı, ekonomik zorluklar, mobbing veya barınma krizi yaşayan bir genç öğretmenden "iç huzuruna ve şükür duygusuna" sahip olmasını beklemek, sistemin sorunlarını öğretmenin sırtına yüklemek değil midir?
Eğer öğretmenin geçmişi travmalarla, bağnazlıkla veya yanlış mahalle kültürüyle doluysa ne olacak? Öğretmenin kendi geçmişini ("bagajını") sınıfa taşıması bazen öğrencilere zarar vermez mi? Eğitimin bir amacı da öğretmeni bu bagajlardan arındırmak değil midir?
Özellikle küçük yaş gruplarında veya çok somut bilim dallarında (Matematik gibi), her kavramın felsefi olarak sorgulanması çocukta kafa karışıklığı ve temel güven eksikliği yaratmaz mı? Önce somut temeller atılıp, sonra felsefesi yapılmamalı mıdır?
40 dakika boyunca gürültülü ve zor bir sınıfla mücadele eden öğretmenin, teneffüste meslektaşlarına şikayet etmesi bazen basit bir "psikolojik deşarj" yöntemi değil midir? Şikayeti tamamen yasaklayan bir oda kültürü, toksik bir "sahte pozitifliğe" dönüşmez mi?
Cevabını zihninden geçir ve doğruyu görmek için sorunun üzerine tıkla 🌿
"Can cana iletişimin" giderek azaldığı, öğretmenin sadece bir bilgi aktarıcı olarak görüldüğü bu dönemde; sen öğretmen olsaydın, sınıfına girdiğinde öğrencilerinin kalbine nasıl dokunurdun? Onların hayatında bırakacağın o eşsiz "tanıklığı" birkaç cümleyle anlatır mısın?
Bu sınav "Öğretmen Olmak" metninin detaylarından oluşur ve toplam 20 sorudur.
Her soru 20 saniyedir. Yanlış cevaplarda sorunun puan değeri (5 ➔ 3 ➔ 1) sistematik olarak düşer.
Sınav sonunda diğer eğitim neferleriyle İlk 10 sıralamanı göreceksin!
Bir Can'a Dokunmak
Osman Aydın / Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Öğretmeni
© 2026 - Dijital Eğitim Fasikülü / Fatih Anadolu Lisesi